HİSSETTİĞİNİZ AÇLIK GERÇEK Mi DUYGUSAL MI?
Yemek yeme davranışını etkileyen birçok faktör mevcuttur. Yemek yeme davranışı; hormonlar, nörotransmitterler, vücudumuzdaki dengeyi yani homeostazı sağlayan pek çok metabolik olaylar ve hedonik(hazcı) sistemler aracılığıyla düzenlenmektedir. Açlık hissi(gerçek-duygusal), öğün zamanının geldiği düşüncesi, sosyal gereklilik(ikram edilen yemeği geri çevirmeme gibi var olan örf-adetler, toplantı-buluşmaların yemekli organize edilmesi vb.)gibi durumlar yemek yeme davranışının gerçekleştirilmesinde rol oynar.
Beslenmek bir ihtiyaç bu bir gerçek. Sağlığı korumak, geliştirmek ve yaşam kalitesini yükseltmek için ihtiyacımız olan besin ögelerini, yeterli ve dengeli miktarlarda ve uygun zamanlarda almak için bilinçli yapılması gereken bir eylemdir. Peki bilinçli olarak yapabiliyor muyuz?
Beslenme eylemini vücudumuzda oluşan açlık hissiyle gerçekleştiririz. Fakat bazen gerçek açlık(fizyolojik açlık) olmasa da yemek yeme davranışları gözlenebilmektedir. İşte bu durum duygusal açlık dediğimiz durumlarda gerçekleşmektedir. Bu noktada hem sağlığı korumak hem de kilo kontrolü sağlamak için gerçek açlık ile duygusal açlık farkını bilmemiz önem arz etmektedir. Peki nedir bu farklar?
Fizyolojik açlık durumunda bireyin midesinde bir kazınma, burukluk olmakta ve kan şekeri düşebilmektedir. Hipotalamus, fizyolojik açlık hissini kandaki glikoz miktarına bağlı olarak hissettirir. Birey doygunluğa yedikçe ulaşmaktadır.
Duygusal yeme birtakım duygu durumlarına yanıt olarak meydana gelen bir yeme davranışı eğilimi olarak ifade edilmektedir.
Gerçek açlık;
*yavaşça oluşur,
*kişi aniden aç hissetmez,
*açlık belirli bir süre ertelenebilir,
*kişi her tür yemek seçeneğine açıktır ve
*kişi doygunluğunu hisseder.
Duygusal açlık;
*birden bire oluşur,
*açlık ertelemeye dirençlidir,
*kişi canının çektiği şeyi vakit kaybetmeden tüketme eğilimindedir,
*genellikle çikolata, pasta, dondurma gibi belirli bir şeye meyil olabilmektedir ve doyma hissi kolay oluşmaz. Ama suçluluk, güçsüzlük, üzüntü, utanç gibi duyguları gelişebilmektedir.
Eğer kendinizde duygusal yeme davranışına eğilim olduğunu düşünüyorsanız bir beslenme uzmanına ve bir psikologa danışabilirsiniz.
Bu noktada bir diyetisyen olarak sizlere birkaç tavsiye vermek istiyorum:
-Normalde anksiyete, kızgınlık, depresyon vb. duygu durumları iştah azalmasına neden olurken duygusal yeme davranışı sergileyen kimseler benzer duygu durumlarında aşırı yeme davranışı gösterebilmektedir. Bu noktada stresle başa çıkmayı öğrenmek sizin için çok faydalı olacaktır. Biraz açık havada yürüyüş yapabilir, sevdiğiniz insanlarla vakit geçirebilir, kendinize hoşlanacağınız bir uğraş edinebilirsiniz.
-Sağlıksız ve yüksek kalorili gıda maddelerini yakınınızda, rahatça ulaşabileceğiniz alanlarda bulundurmamaya çalışın. Duygusal açlık durumunu yaşadığınızda bu maddelere ulaşımınızı engellemiş olur daha sağlıklı alternatifler tüketmiş olursunuz. Unutmayın bu tarz gıdalar açlık-tokluk mekanizmasını bozuyor .
-Gerektiğinde ikramları kibarca reddetmelisiniz.
-Beynimizde açlık ve susuzluk aynı merkezden yönetilir. Susuz kaldığımızda da açlık hissedebiliriz. Acıktığınızı düşündüğünüzde 1-2 bardak su içmeniz ve bir süre beklemeniz, hissettiğiniz açlığın gerçek açlık olup olmadığını kontrol edin.
SEVGİLİ ANNE-BABALAR VE GELECEĞİN ANNE-BABALARI DİKKAT!!!
Yeme davranışı bebeklik döneminde başlayıp yaşam sonuna kadar devam eden bir süreçtir. Bu süreç içerisinde yeme davranışı birçok faktörden etkilenmektedir. Bu faktörlerin başında bireylerin yeme tutum ve davranışlarının, damak tadının şekillendiği bebeklik ve çocukluk dönemlerinde evebeyleri tarafından uygulanan beslenme tutumları gelmektedir. Bu tutumlarınız çocuğunuzun tüm yaşamı boyunca etkili olacaktır, unutmayın.
Bu noktada sizlere birkaç tavsiyem olacaktır:
#Sevgili anneler eğer süt vermenize engel bir durum yoksa mutlaka ilk 6 ay sadece anne sütü, 6 aydan sonra uygun ek gıdalar eşliğinde en az 1 yaşına kadar anne sütü vermeye devam edin.
#Tamamlayıcı beslenmeye geçildiğinde bebeğinizin ayına uygun olan besin maddelerini verirken;
*çocuğunuzun vücudunda herhangi bir alerjik reaksiyon oluşup oluşmadığını kontrol edin.
*bütün her şeyi karıştırıp bulamaç haline getirmeyin, tek tek vermeye, çocuğun o besin maddesinin tadını öğrenmesine, damağının alışmasına izin verin.
*bir besin maddesini reddettiğinde çocuğum bu tadı sevmedi diye hemen pes etmeyin, farklı zamanlarda tekrar tekrar deneyin.
#Çocuğunuzun peşinde elinizde yemekle dolaşmayın;
*Kendisi yiyebilecek koordinasyona sahipse bırakın kendisi yesin.
*Eğer tok olduğunu, yemek istemediğini söylüyorsa israr etmeyin. Acıkınca yanınıza gelecektir. ( Gerçekten tok olduğu halde yemek yemeğe zorlanan, bu tutumuma maruz kalan çocukların bilinç altında bir yerlere yemek yemek için aç olman, ihtiyaç duyman gerekli değil gibi bir mesaj oluşturduğunuzu unutmayın, bu çocukların ileri ki yaşamlarında fazla yemeğe meyilli olabileceğini, iştah kontrolünü sağlamakta zorlanabileceğini unutmayın.)
#Eğer sizin sunduğunuz besin maddesini reddediyorsa ona sırf aç kalmasın diye ! hemen makarna, pilav, çocuğunuzun sağlıklı bir şekilde büyümesi-gelişmesi için ihtiyaç duyduğu besin ögelerini içermeyen abur-cubur gibi şeyler vermeyin.
#Ekran karşısında yemek yedirmeyin. Yemek yediğinin farkında olmasını sağlayın. Çok da kolaydı bu dediğinizi duyar gibiyim. Ama şunu unutmayın çocuk görmediği, bilmediği şeyi istemez.
Ve KARARLI OLUN Çocuklarınızın merhametinizi, ebeveynlik duygularınızı istismar etmesine izin vermeyin. Zira çocuklar çok akıllı bunu unutmayın.
Anne-babalık zor zanaat vesselam
Dipnot: Elbette ki tüm bunları yaparken çocuğunuzun yeterli ve dengeli beslendiğinden emin olmalısınız. Çocuklarda yetersiz ve düşük kaliteli beslenme, hızla gelişen beyin ve bilişsel işlevlerini bozabilir ve çocukların akademik başarılarını etkileyebilir. Bunun için çocuğunuzun gelişim durumu takip edin. Doktor kontrollerini aksatmayın ve bir diyetisyene danışarak beslenme durumunu, yaşına göre uygun boy ve kilo, boyuna göre uygun kiloda olup olmadığını yani uygun percentel de olup olmadığını kontrol ettirin ve uygun beslenme önerileri almayı unutmayın.
BESİNLERİ YETERİ KADAR ÇİĞNİYOR MUSUNUZ?
Çoğu insan günlük yaşamında çeşitli telaşeler içinde yemek yemek için yeteri kadar zaman ayıramıyor, kısa sürede yemek yeme işini halletmeye çalışıyor veya çocukluk döneminde çevresinden yemeği çabucak bitirmesi yönünde telkin alıyor. Tüm bunlar bireylerde zamanla hızlı yemenin alışkanlık haline dönüşmesine, besinlerin yeteri kadar çiğnemeden yutulmasına neden olabiliyor ve acelesi olmasa da yemeği hızlı yer hale getiriyor.
Çiğneme besinleri sadece ufak parçalara ayırmayı sağlamaz!
Alınan besinin kimyasal yapısı hakkında toplanan veriler ağızdaki akupunktur noktaları ile beyne gönderilir. Beyin bu verileri analiz eder ve sindirimi buna göre planlar. Besin ne kadar iyi çiğnenirse beynimiz sindirim sistemini o derece iyi hazırlamış olur.
Sindirim ağızda başlar. Tükürük içindeki enzimle karbonhidratların ağızda başlayan sindirimi midede aynı enzimle devam eder. Ayrıca çiğneme ile mide ve bağırsaklar sindirim için uyarılır. Besinler ağızda yeteri kadar çiğnenmediğinde midedeki enzimler besinleri parçalamada yetersiz kalır ve besinler yeterince parçalanmadan ince bağırsağa geçer. Besinler sindirim kanalı boyunca ilerlerken her defasında az parçalandığı yani yeterli sindirim gerçekleşmediği için daha fazla gaz ve zararlı mikroorganizma oluşumuna neden olacak ve kişilerde gaz, hazımsızlık, şişkinlik gibi şikayetlerin oluşumuna neden olacaktır. Ayrıca yeteri kadar çiğnemeden yutulan besinler konstipasyona (kabızlığa) neden olabilir. Besinleri yeteri kadar çiğneyerek sindirim sorunlarını ortadan kaldırabilirsiniz.
Yeteri kadar çiğneme hem besinlerin iyi sindirilmesini hem de besinlerin dilimizde bulunan tat almayı sağlayan yapılarla daha uzun süre temas etmesini sağlıyor. Tüm bunlar da vücudumuzun besinlerden daha fazla yararlanmasını, çiğneme kaynaklı sindirim sorunlarından uzaklaşmayı ve yenilen besinden daha fazla lezzet alınmasını sağlar.
Ayrıca çiğneme sayısını artırarak beynimize tokluk sinyallerinin gitmesine zaman tanımış oluruz.
Yemek yerden tabii ki çiğnemeyi saymak zor olacaktır. Bu yüzden bir sayı vermek pek işe yaramayacaktır. Önemli olan besinlerin ağızda iyice püre kıvamına gelene kadar çiğnenmiş olmasına dikkat etmek. Eğer normalde cok hızlı yiyen biriyseniz ilk etapta bu size zor gelecektir. Yavaş yavaş çiğneme miktarınızı artırmaya ve bunu alışkanlık haline getirmeye çalışın. Bu da biraz zaman ve çaba gerektirecektir. Sağlığınız için sabredin, başarabilirsiniz 🙂
AYIN SPOTU
Fazla kilolarından kurtulmak için geç kalma!!!